25 Ocak 2015 Pazar

Elf Tapınağı




  Sanki milyonlarca karınca tüm vücudumu kaplamış ve benden minik parçalar koparıyorlarmış gibiydi. Aslında karıncaların bana saldırdığınada emindim.  Taki gözlerimi açıp şimdiye kadar gördüğüm en yakışıklı Elf tapınak koruyucusuyla karşılaşana kadar. Bana şaşkınlık ve merakla bakan bir çift su yeşili göz. O gözlerde bir nehrin aktığına yemin edebilirim. Beni tutup ayağa kaldırdı ve anlamadığım dilde birşeyler söyledi. Ne demişti Sky "zihnini açık tut. Kadim lisan hepimizin özünde var". Tamam ama onu yine de anlayamadım. Acaba bu Elflerin kadim lisanında da işe yarar mı diye düşünürken yalnız olmadığımızı fark ettim. Aralarında hararetli bir konuşma geçiyordu. Konuşmalarına dikkat ettiğim de benden bahsettiklerini ve burada olmamdan pekte hoşlanmadıklarını fark ettim. Aslında ne olduysa ben konuşmalarına karışıp "ne olduğunu bilmiyorum" dememle başladı. Hepsi birden susup sanki karşılarında daha önce hiç görmedikleri bir yaratık varmış gibi suratıma baktılar. İçlerinden istese bir ağacın gövdesini elleriyle ikiye ayırabilirmiş gibi duran bir Elf öne doğru çıktı ve bana "konuşabiliyorsun" dedi. Tanrım hem de bana, yürümeye başlamadan önce konuşmaya başlamış olan bana:-) Tamam bunu söylerken Kadim lisanı kastettiğinin farkındayım ve ben de şimdiye kadar denenmiş ve onaylanmış en şirin ses tohumu kullanarak hafif bir reverans eşliğinde "evet, dönüşümümü tamamladığımdan beri konuşabiliyorum." dedim. Dememeliydim, demez olsaydım. :( Ben daha ne olduğunu anlayamadan kollarıma girip yürümeye başladılar ve tapınaktan içeri girip göz alabildiğine büyük bir salona girene kadar sorduğum hiç bir soruya cevap vermediler. Sanki alışveriş poşeti taşır gibi beni taşıyıp, büyük salonun ortasına bırakıp tek bir söz bile söylemeden çıkıp gittiler. Bomboş salonda duvarlara ve sütunlara bakarak kalakaldım. 

Başta hareket etmeye cesaret edemedim ama bir süre sonra sıkıcı olmaya başladı ve merakıma yenilip salonda yürümeye başladım.  Salonun yerleri sanki rutil kuartztan yapılmış gibiydi, sağ tarafımda korint tarzı sütunlar sıralanmış, solumda ki duvara tarihi olduğunu tahmin ettiğim bir savaş sahnesi resmedilmişti. Duvar boyunca resmi inceleyerek yürümeye devam ederken resmedilen hikayeyi zihnimde canlandırmaya çalıştım. Bir ışık yüzmesi dikkatimi çekti , resmi incelemeyi bırakıp o tarafa yürümeye başladım. İki sûtunun tam ortasına gelecek şekilde yerleştirilmiş cam bir muhafaza vardı. İçindekinin ne olduğuna bakmak için ilerlerken arkamdan gelen kumaş hışırtısıyla olduğum yerde kaldım. Yalnız değildim, yakınımda ki sûtunun ardına saklandım. Derinden gelen, tok ve melodik bir ses benimle konuşmaya başladı. Sütunun gerisinden kafamı uzatıp sesin sahibine baktım. Üzerinde yerlere kadar uzanan tozlu mu gri mi olduğuna karar vermediğim cübbesi, beyaz uzun saçları ve baktığımda sanki galaksinin bütün sırlarını içinde barındıran lacivert gözleri vardı. Sakince konuşmaya devam etti.

Büyülenmiş gibi gözlerinin içine bakıyor, yerimden kıpırdayamıyordum. Sakince bana yaklaşıp koluma girdi ve sanki her gün bu saatlerde bir araya gelip yürüyüşe çıkıyormuşuz gibi yürümeye başladık. Sütunların ardındaki  kapıdan geçip şimdiye kadar gördüğüm en güzel bahçeye çıktık. Bir süs havuzuna kadar yürüdük ve o hala kolunu koluna dolaşmış haldeyken yüzümüz süs havuzuna dönük bir şekilde oturduk. Bu süre zarfında bulunduğumuz tapınakla ilgili bir şeyler anlattı ve sustu. İkimizde sustuk. Ne kadar sürdü bilmiyorum, yakınımızdan üzerinde envai çeşit renk bulunan bir kuş şakıyarak geçti ve süs havuzunun kenarına kondu. Sanki yağlı boya bir tablonun içindeymişiz ve tek eksik parçada tamamlanmış gibiydi. Sonsuz huzurun ve dinginliğin tablosu. 

   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder