" Kiss slowly, laugh insanely, live truly and forgive guickly " [Paulo Coelho] "Yavaşça öp, delicesine gül, doğru yaşa ve hemen affet."
13 Şubat 2013 Çarşamba
Dönüşüm - Transformation
Evet, tekrar ben, bazı yakın dostlarımdan aldığım havadislere göre Cadılar Konseyi henüz hakkımda nasıl bir hükme varacaklarını kararlaştıramamışlar. Ah ne kadar üzüldüm anlatamam ;) Sürgün söylentileri daha yoğunmuş, sanırım nereye süreceklerine karar veremediler :/ Ben yine de fırsat bu fırsat bir adım daha ileri gidiyorum ve bu gün sizlere nasıl efsaneleştiğimizi anlatmaya karar verdim. Tabi burada sadece Cadılardan değil hepimizden, sizi de içine dahil eden Kadim zamanlardan bahsedeceğim. Ama bunun için ilk önce "nasıl Cadı oldum" konusuna değinmem gerek.
Aslında başlarda hiç bir özelliğim olduğunu düşünmemiştim. Gayet sıradan liseli bir öğrenciydim işte. Sınavlardan çok aklımda hangi kıyafete hangi oje daha şık durur sorusuyla benden bir sınıf üstte okuyan yakışıklının adını nasıl öğrenirim sorusu kıyasıya yarışırdı ;)
Normalliğimin yanında tuhaflıklarımda vardı tabi. Mesela sezgilerim çok kuvvetliydi, bana yalan söylendiğinde bu bir şekilde sezerdim ya da olası bir tehlikeyi farkederdim. Bu ve buna benzer şeyler işte ;) Okul hayatım ne kadar renkliyse evde durumlar o kadar kasvetliydi.
Bir Cadıya dönüşmeyi bırakın dönüşeceğimden bile haberim yoktu. 17 yaşıma girmeme bir hafta kala kendimi tuhaf hissetmeye başladım -aslında her zaman biraz tuhaftım- sanki hasta gibi üzerimde ağır bir yük varmış da bende altında eziliyormuş gibiydim. Doğum günümden önce ki gece durumum daha da tuhaflaştı. Olmayan kokuları almaya olmayan melodik sesler duymaya başladım. Korkudan kendimi odama kapatıp yorganın altına saklandım -sanki değişimden kaçabilirmişim gibi- sabaha karşı artık nefes almak bile zor gelmeye başlamıştı. Ciğerlerimde içten dışa doğru bir basınç hissetmeye başladım. Sanki içimde ki bir şey dışarı çıkmaya çalışıyor gibiydi. Yattığım yerden gözüm pencerede gökyüzünde ki yıldızları seyrediyordum. -yıldız dediysem samanyolu değil tabi topu topu 2-3 yıldız anca görünüyordu- parmağımı oynatacak gücüm kalmamıştı, ciğerlerimde ki baskı artık kulaklarımı uğuldatmaya başlamıştı ve ben büyük ihtimalle sabahı göremeyeceğimi düşünmeye başlamıştım. Evdekilere bile seslenemiyordum sanki biri ciğerlerimdeki havayla birlikte ses tellerimide çalmıştı. O an gözüm yıldızlara takılı ölünce nereye gideceğimi düşündüm. Yeryüzünde bununla ilgili bir sürü rivayet vardı ama benim hiçbir fikrim yoktu. Ölürsem bir yıldıza dönüşmeyi diledim. Göz kapaklarım kapanmaya başlamıştı ve ben uyanmayacağımın farkındaydım kendi içimde kıyasıya savaşmaya başladım. Ölmek istemediğimi fark etmiştim ve bu içimde bir şeyleri harekete geçirmişti. Odanın karanlığında bir hareket hissettim. Son hatırladığım havada süzülen parlak bir ışık hüzmesinin bana doğru geldiğiydi.
Gözlerimi açtığımda ayakucumda bekleyen birileri vardı ve ben daha önce hiç görmediğim bir yerdeydim. İçimde bir korku ve panik dalgası yükseldi yattığım yerden doğrulup kalkmaya çalıştım. İçlerinden biri bana doğru gelmeye başladı. Sanki siyah gözlerinde yıldızlar vardı onun gözlerine baktıkça sakinleşmeye başladım. Yanıma oturup elimi ellerinin arasına aldı ve bilmediğim bir dilde konuştu. Ona onu anlamadığımı söyledim sadece gülümsedi ve yine anlamadığım dilde konuşmaya devam etti. Onu dinlerken içimde tuhaf bir duygu belirmişti sanki ne dediğini biliyormuşum ya da anlıyormuşum ama unutmuşum gibi. İçimde ki bu duygu eşeledikçe kelimeler daha tanıdık daha aşina geldi. Uzun zamandır görmediğim eski bir dostumu görmüş ama adını hatırlayamıyormuş gibiydim. Elimi tutan ellerine baktım sanki simli bir krem kullanmış gibi ışıltılıydılar sonra tekrar gözlerine baktım yanılmamıştım yıldızlar gerçekten de oradaydılar. Altın sarısıyla bakır kızılının birbirine karıştığı bukleli saçları vardı. Üzerinde bulutsuz gökyüzü renginde gözkırpan smile baskılı bir t-shirt altında gece siyahı parıltılı bir kot vardı. Bana bakıp hınzırca gülümsemeye devam ediyor ve ellerimi hiç bırakmıyordu. Ona tekrar onu anlamadığımı söylediğimde yüzünde anlayış ve şefkat dolu bir ifadeyle ellerimi sıkıp yavaşça alnıma dokundu "-Anlamadığına emin misin çocuğum?" bu sözleri duyduğumda bir an benim dilimde konuşuyor sandım ama hemen ardından hala o biliyormuşum da unutmuşum algısına neden olan dilde konuştuğunu fark ettim. "-Kadim dil hepimizin özündedir çocuğum ister kelimeleri ister zihnini kullan kendini açtığın sürece onu anlamaya devam edeceksin." Şaşkınlıkla yüzüne bakmaya devam ediyordum. Aklımda bir sürü soru vardı ve hepsi sağanak yağmur gibi peşpeşe geliyordu. Aklımdan geçen her soruya peşpeşe cevap verildiğini fark ettim ama beni en çok şaşırtan cevaplar zihnimde oluşuveriyorlardı. Bu şaşkınlığımı fark edince tebessüm edip tekrar etti "ister kelimeler ister zihnin sadece kendini açık tut."
Sonradan gözlerinde yıldızları gördüğüm bu genç kadının benim bir nevi yol göstericim, akıl hocam olduğunu öğrenecektim. Bulunduğum yeri incelemeye çalıştım sanki yatakhane gibi bir yerdeydim diğer yataklar bomboştu. Ayakucumda bekleyenleri incelemeye başladım. İçlerinde ateş kızılı kısacık saçlı zayıf uzun boylu bir kadın vardı. Sanki ona baktığımı fark etmiş gibi bana dönüp göz kırptı. Sol tarafında siyah uzun saçlı bir adam duruyordu. Kızılderilileri anımsatan bir yapısı vardı. Kızılın sağ tarafında ise bana ilkokul öğretmenimi hatırlatan minyon yapılı kar beyazı saçlı ve bu kadının artık emekli olması gerek dedirtecek bir hanım duruyordu. Aralarında hararetli bir konuşma vardı neden tartıştıklarını tam olarak bilmiyordum ama konunun benimle ilgili olduğunu hissediyordum. Bu arada benimle ilk konuşan gözleri yıldızlı kadının elinde bir bardak suyla bana doğru yaklaştığını fark ettim. Teşekkür ederek bardağı aldım. "Endişelenme sadece hangi konseyin çatısı altında olacağına karar vermeye çalışıyorlar." Bardağı tekrar alıp başucumda ki sehpaya bıraktı. Ona hiç bir şey anlamadığımı söyledim. "-Acele etme nasıl olsa anlayacaksın."
Yanımda gözleri yıldızlı kadınla bir süre daha kendi aralarında tartışmalarını izledik daha sonra yüzyıllar kadar yaşlı görünen artık emekli olmalı dediğim kadın geldi gözleri gök mavisi rengindeydi ve ben orada bulutları bile gördüğüme yemin edebilirdim. Hafifçe üzerime eğilerek "-Ailen yokluğunu fark etmeden geri dönmelisin küçüğüm. İşin en zor kısmını atlattın bir çokları dönüşümü başarıyla tamamlayamıyorlar maalesef." Bunları söylerken gözlerine öyle bir hüzün çöktü ki o gök mavisi gözler birden koyu laciverde dönüştü. "Ayrıca dönüşümünle beraber aramızda başlayan savaşı bitirmek için biraz zamana ihtiyacımız var." Savaş lafını duyduğum anda nabzım birden kulaklarımda atmaya başladı ama onun şaka yaptığını belli edercesine göz kırptığını fark edince biraz sakinleştim. Üstelik gözleri de yeniden gök mavisine dönmüştü. Bu mini mini kadınla ilgili ilk izlenimim onu kesinlikle sinirlendirmemek gerektiğiydi. İleride onun Cadılar Konseyi Başkanı olduğunu öğrenecektim.
İşte dönüşümüm bana 17 yaş hediyesi ile beraber gelmişti. Sonrasında neler olduğu , neden hangi konseyde yer alacağıma dair tartışmaya düştükleri ise bambaşka hikayeler. Ama öncesinde hepinizle Kadim Zamanlara bir yolculuk yapacağız.
Şimdilik Ayışığında ve Sihirle kalın.
Tekrar görüşeceğiz ;)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

güzelmiş hangi kitap bu
YanıtlaSil